Hawaii içmelere doyamadığımız Mai Tai, izlemeye bayıldığımız Hula dansı, ılık ve yumuşak esintisi kadar tatlı müziği ve elinize sörf tahtası almamış olsanız bile size sörfü sevdirecek güzellikteki dalgalarıyla bize sadece golf oynamanın ötesinde bir tatil yaşattı.

Seyahatimize San Francisco üzerinden aktarmalı uçarak başladık ve maalesef San Francisco’da vize kuyruğunda üç saat beklediğimiz için uçağımızı kaçırdık. Bu ve sonrasında yaptığımız çeşitli seyahatlerde gelişmiş ülkelerin havalimanlarıyla İstanbul Havalimanı’nı kıyaslama fırsatım oldu. ‘Gerçek anlamda beklemek nasıl olur’ diye merak edenlerin bir San Francisco bir de Paris Charles De Gaulle tecrübe etmelerini tavsiye ediyorum; İstanbul Havalimanı’nın nasıl bir nimet olduğunu daha iyi anlayacaklardır.

Hawaii seyahatimize başladığımız O’ahu Adası, Honolulu’daki The Kahala Oteli’ne gece geç vakitte vardık, bu otelin çok çok özel bir yeri var bende. Otel 1964’de açıldığından beri Dalai Lama gibi, Frank Sinatra, Angelina Jolie ve tanıdığımız onlarca aktörün de tercihi olan muhteşem bir otel; onu muhteşem yapan da gösterişsiz kalitesi. Sakin bir lüksün içindesiniz, hiçbir şey gözünüze sokulmuyor ama gözünüzü rahatsız da etmiyor. Yine servis eksiksiz ve hızlı ama ortada çalışan kimseyi görmüyorsunuz, gerçekten iddialı bir otel. Benim için özel bir yeri var çünkü bahçesinde içinde yunuslar yüzen bir havuza sahip.

The Kahala bilin bakalım nerede? Tabii ki hepimizin yakından bildiği hani şu Sony Open’ın oynandığı W şeklinde ağaçlarından hatırlayacağınız Waialale Golf Club. 1927 yılında kurulan sahanın ilk tasarımı Seth Raynor tarafından yapılmış, 1992 yılında Desmond Muirhead tarafından yapılan değişikliklerle şimdiki haline gelmiş. Yemyeşil peyzajlı hindistancevizi, maymun kabuğu ve kiawe ağaçlarıyla kaplı geniş fairwaylere sahip çok keyifli bir saha. Yalnız 83 tane stratejik konumda bunkera sahip olduğunu söylemeden geçmeyelim. W ağaçlarının olduğu 8. Delik, par 3 ve Pasifik Okyanusuna komşu yaklaşık 180 metre sınırı var.

Bu adada diğer oynadığımız saha da Royal Hawaiian Golf Club. Bu saha ormanın içinde ve bu orman bildiğiniz tropik bir orman, nasıl yapmışlar bu sahayı? Birkaç videoda bunu soruyorum Cavit’e. İnsanı hayrete düşüren bir muhteşemlik. Ben bu sahaya bayıldım. Zaten sloganı da “Hawaii’nin yerel Jurassic Parkı’na hoş geldiniz” şeklinde. Waikiki’den sadece 20 dakika uzaklıkta, Maunawili Vadisi’nin ortasında ve son tasarımı da yakın zamanda Greg Norman tarafından yapılmış. Yolunuz düşerse oynayın ancak sahaya çıkarken çok top alın yanınıza çünkü topları yiyor:)

Gelelim seyahatimizin daha uzun bir bölümünü geçirdiğimiz Maui Adası’na. Bu adada ben gerçekten Hawaii’de olduğumuz iliklerime kadar hissettim. Pembe gökyüzü, ılık esintiler, bardak bardak Mai Tai’ler işte hep bu adada yaşandı…

Gittiğimizde ilk iş denize girmek istedik ve vakit de akşamüstü olmuştu, dalgalar tatlı köpükler çıkartarak sahile vuruyor falan… Bir şekilde suya girdik de çıkarken o sakin ve romantik görünüşlü dalga beni sırtımdan yakalayıp kumlara vura vura sahilde sürükleyince ben neye uğradığımı şaşırdım tabi. Diyorum ki “diğer otelimize dönelim,” orayı ben daha çok sevmiştim zaten…” Anlayacağınız çocuk gibi mızmızlandım ama iyi ki dönmeye falan kalkmamışım meğer seyahat tüm güzelliğiyle daha yeni başlıyormuş. Yeni doğan köpeğimizin adını Maui koyduk, o derece… siz anlayın.

Oynadığımız sahalara gelince, Kapaula Bay Course’da, aynı zamanda oda manzaramız da olan Royal Ka’anapali ve Ka’anapali Kai’de hergün oynadık, iki haftalık seyahatimizde sadece bir gün golf oynamadık çünkü snorkeling turuna gitti. Döndüğümüzde bir 9 delik yapsak mı diye birbirimize soruyoruz…

Size Kapaula Bay Course’dan bahsetmek isterim. Kapalua ismini her ocak ayında PGA TOUR’un Sentry Şampiyonlar Turnuvası oynandığı için hatırlarsınız, PGA’in oynandığı Plantation Course renovasyonda olduğundan biz Bay Course’da oynadık. Bu saha bambaşka… Fotoğraflardan da görebileceğiniz gibi okyanusla iç içe mükemmel planlanmış bir sahada rüya yaşıyorsunuz. Ancak samimiyetsizlik yapmak istemem, ben kendi kabusumu yaşadım. Çünkü tam sakatlık sonrası swingimin bozulduğu bir dönemde Hawaii’ye gittiğimiz için hem Cavit’i hem kendimi yıpratarak şov yaptım.:) Yani nereye gidersek kendimizi götürüyoruz, kötü bir golfle dünyanın en güzel sahasında bile mutsuz olmak elinizde.

Neyse Kapalua Bay Course’a dönelim… 1975’te açılmış ve o zamanlar 20’den fazla profesyonel turnuvaya ev sahipliği yapmış ki Hawaii eyaletinde en çok turnuva oynana saha buymuş. 1983 Kapalua International’daki, golfteki ilk canlı prime time televizyon etkinliğinden 25 yıl sonra Kapalua LPGA klasiğine kadar, Bay Course sürekli olarak golfteki en iyi oyuncuları ağırlamış.

Burada düzenlenen büyük şampiyonlar ve hikayelerden birkaçını paylaşmak isterim; Greg Norman’ın Amerika topraklarındaki ilk galibiyeti gibi…  Ian Woosnam ve David Llwellyn’in Dünya Golf Kupası’nda Galler için heyecan verici zaferi gibi… Morgan Pressel’in Kapalua LPGA klasiğinde nail biting yani nefeslerin tutulduğu bir anda kazanması gibi…

Yine popüler PGA oyuncularından ikisi, Fred Couples ve Davis Love III, her biri burada iki kez zafer kazanmışlar…

Siz de böyle sahalarda oynayınca bilirsiniz ki, sahaya, çalışanlara, proshopa kadar bu enerjiler siniyor ve siz de o ruhu hissediyor, yaşıyorsunuz. Başka sefer imkanlar ve sağlık olursa umarım Plantation Course’da da oynamak nasip olur.

Tekrar gitmek isterim… Hawaii yaradanın büyüklüğünü takdir etmek için görülmesi gereken yerlerden; dünya üzerindeki cennetlerden biri. Vakit ayırıp okuyan herkese sevgiler.

 

Tags:
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.